ISSN 1302 - 9916© emupress.

 

Kadın/Woman 2000,

Journal for Women's Studies

 

Cilt/Volume 13

Sayı/Issue 2

Aralık/December 2012

 

 

Home Page

 

 

Ana Sayfa

Do Women in Top Management Have an Impact on Banks’ Profitability? The Case of North Cyprus

          Nesrin Özataç[1]

Eastern Mediterranean University

Abstract

This study aims to investigate whether female participation in management is a valuable management tool for commercial banks in North Cyprus or not. The women in top management who are board members and branch managers are taken into consideration. The article examines the commercial banks operating in North Cyprus between the years of 2003 and 2009. The analysis is made in regard to the number of females in top management and the financial performance ratios. The study can not detect any significant relationship between ROA (return on assets), the profitability measure, and the number of females on boards. However, there is a significance relationship between the board size and profitability and also between board size and the female member on boards. Although the number of female branch managers is comparatively higher, a negative significance is detected between profitability and the number of female branch managers. The results show that, there is no significant impact of women participation on boards and as branch managers on bank profitability in North Cyprus.

Keywords: gender, top management, commercial banks, bank performance, North Cyprus.


[1] Assoc.Prof. Dr. Nesrin Özataç, Banking and Finance Department, Faculty of Business and Economics, Eastern Mediterranean University, Famagusta-North Cyprus. E-mail: nesrin.ozatac@emu.edu.tr

 

Üst Düzey Yönetimde Kadın Temsiliyetinin Şirket Finansal Performansına Etkisi: Kuzey Kıbrıs Bankaları Üzerine Bir Çalışma

 

Nesrin Özataç

Doğu Akdeniz Üniversitesi

Öz

Bu çalışma banka yönetim kurullarında kadın üyelerin olması ile finansal performans arasında bir ilişki olup olmadığını analiz etmektedir.  Bu doğrultuda 2003-2009 yılları arasında KKTC ticari bankaları üzerine yapılan analiz sonucunda banka karlılığı (aktifler üzerinde getiri) ve yönetim kurullarında kadın sayısı arasında herhangibir bir ilişki tesbit edilmemiştir. Diğer yandan, yönetim kurulu büyüklüğü ve karlılık ve de kadın sayısı arasında positif bir ilişkiye rastlanılmıştır.  KKTC bankalarında yönetim kurullarında çok az sayıda kadın üye olması cam tavan sendromunu ortaya koyarken şube müdürlerinin %40’ nın kadın olduğu görülmektedir. Analiz sonucu banka kadın şube müdürü sayısı ve banka finansal performansı arasında negtif bir ilişki tesbit edilmiştir. Sonuçlara gore üst yönetimde ve banka şube müdürü olarak kadınların banka karlılığında rolü olduğunu görebilmekteyiz.

Anahtar Kelimeler: kadın, üst düzey yönetici, yönetim kurulu, banka karkılığı, Kuzey Kıbrıs.

 

 

Üniversitede Kadın Olmak: Akademik Örgütte Toplumsal Cinsiyet Sorunu: Nitel Bir Çalışma

 

İlknur Şentürk[1]

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi

Öz

Bu araştırmada kadın akademisyenlerin, üniversitede kadın olma durumuna ait görüşlerinden yola çıkarak, kent hayatının önemli bir parçası ve aynı zamanda devletin önemli bir ideolojik aracı olan akademik bir örgütün, kadın sorunu konusundaki konumunu açıklamak amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2011-2012 öğretim yılında Türkiye’de, Eskişehir’deki bir üniversitede, öğretmen yetiştiren bir kurum olan yüksek öğretim örgütünde görevli 21 kadın akademisyen oluşturmaktadır. Çalışma, kuram oluşturmayı temel alan bir anlayışla sosyal olguları bağlı bulundukları çevre içerisinde araştırmayı ve anlamayı ön plana alan nitel araştırma (Yıldırım & Şimşek, 2006:39) modelinde hazırlanmıştır. Bu çalışmada sürece dayalı değerlendirme uygulamalarında kullanılan veri toplama tekniklerinden görüşme tekniği kullanılmıştır. Elde edilen veriler, nitel araştırma yöntemlerinde kullanılan içerik analizi tekniğine göre çözümlenmiştir. Araştırma sonuçları, araştırma kapsamındaki akademik örgütün toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadın olma sorunu bağlamında verili toplumsal normatif yapıyı dönüştürme konusunda etkili örgütsel ve yönetsel özelliğe sahip olmadığını göstermiştir.

 

Anahtar Kelimeler: üniversite, akademik örgüt, kadın, toplumsal cinsiyet.


[1] Yrd. Doç. Dr. İlknur Şentürk, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Fakültesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Eskişehir-Türkiye. E-posta: ilknurkokcu@gmail.com.

 

Being Women at University: A Qualitative Research

 

İlknur Şentürk

Eskişehir Osmangazi University

Abstract

Academic organizations and universities are an important part of urban life and also an important ideological toolof the state. Accordingly, political, social, cıltural issues can be reach to universities and other higher education institutuions. Gender discirimination and issue of being woman are crucial problem our society, at political area and also at university. In this sense, a research has been designed which aimed to explain the position of women and the issue of being women at an academic organization.  The participant of the research (study group) was selected 21 women academics who employed in a teacher training institution in Eskişehir which is material part of higher education organization. The study has been prepared based on the qualitative research model and interview technique was used for collecting data. The data has been interpreted with content  analysis research method. The results of the research have shown that according to women academics, in the context of gender inequality and being women, academic organization -within the scope of the problem-has been maintained the existing social normative structure about gender and was not effective to transform to  genderist organizational culture and administrative approaches.

Keywords: university, academic organizations, women, gender.

 

Knowledge and Attitudes toward Domestic Violence against Women: Case of North Cyprus

Biran Mertan*                                                                            Uğur Maner**

Fatoş Bayraktar***                                                                   Şenel Hüsnü****

Gözde Pehlivan*****                                                                  Düriye Çelik******

Psychological Counselling Guidance and Research Centre

Eastern Meditarranean University

Abstract

Domestic violence victims usually first apply to police stations or hospitals. Therefore law enforcement and health care professionals can play a vital role in cases of violence. One of the aims of this study was to assess how knowledge and attitudes toward domestic violence against women would differ between professionals and students from different disciplines. The second aim was to assess whether knowledge and attitudes toward domestic violence against women would vary as a result of previous training and contact with a domestic violence case. The final aim was to investigate whether knowledge and attitudes toward domestic violence against women would change based on varying demographic characteristics of the participants. A total of 305 participants (170 law, nursing and psychology students and 135 police officers) were included in the sample of the study. A Domestic Violence Attitudes Scale (DVAS) was developed by the authors to measure knowledge and attitudes toward domestic violence against women and a demographic information form was administered to obtain personal information regarding the participants. Results indicate that knowledge and attitudes toward domestic violence against women are related with the area of study or occupation and previous training and/or previous contact with a domestic violence case, but not with age, gender, nationality or marital status.

Keywords: knowledge and attitudes toward domestic violence against women, police officers, law students, nursing students, psychology students.


* Assoc. Prof. Biran Mertan, Psychological Counseling Guidance and Research Center, Eastern Mediterranean University, Famagusta-North Cyprus. E-mail: biran.mertan@emu.edu.tr

**Uğur Maner, MA., Psychological Counseling Guidance and Research Center, Eastern Mediterranean University, Famagusta-North Cyprus. E-mail: ugur.maner@emu.edu.tr

***Fatoş Bayraktar, MSc., Psychological Counseling Guidance and Research Center, Eastern Mediterranean University, Famagusta-North Cyprus. E-mail: fatos.bayraktar@emu.edu.tr

****Şenel Hüsnü, PhD., Psychological Counseling Guidance and Research Center, Eastern Mediterranean University, Famagusta-North Cyprus. E-mail: shenel_husnu@yahoo.com

*****Gözde Pehlivan, MA.., Psychological Counseling Guidance and Research Center, Eastern Mediterranean University, Famagusta-North Cyprus. E-mail: gozde.pehlıvan@emu.edu.tr

******Düriye Çelik, MA., Psychological Counseling Guidance and Research Center, Eastern Mediterranean University, Famagusta-North Cyprus. E-mail: duricelik_@hotmail.com

Kadına Yönelik Aile İçi Şiddete Yönelik Bilgi ve Tutumlar: Kuzey Kıbrıs Örneği

 

Biran Mertan                                                                                     Uğur Maner

Fatoş Bayraktar                                                                                Şenel Hüsnü

Gözde Pehlivan                                                                                 Düriye Çelik

Psikolojik Danışma, Rehberlik ve Araştırma Merkezi

Doğu Akdeniz Üniversitesi

Öz

Aile içi şiddete maruz kalan bireyler çoğunlukla ilk olarak polise veya hastanelere başvururlar (McMullan, Carlan & Nored, 2010). Bu nedenle, kanun uygulayıcıları ve sağlık çalışanları  şiddet vakalarında önemli bir role sahiptirler. Bu araştırmanın amaçlarından biri, kadına yönelik aile içi şiddet konusunda bilgi ve tutumların, polisler ve farklı bölümlerde eğitim gören öğrenciler arasında nasıl farklılaştığını ölçmektir. Araştırmanın bir diğer amacı ise, kadına yönelik aile içi şiddet konusunda bilgi ve tutumların, daha önce aile içi şiddet konusunda eğitim almış olma ve/veya bir şiddet vakası ile karşılaşmış olma durumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Son olarak araştırmada, kadına yönelik aile içi şiddet konusunda bilgi ve tutumların farklı sosyodemografik özelliklere göre nasıl farklılaşabileceğini ölçmek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, Hukuk, Hemşirelik ve Psikoloji bölümleri’nde eğitim gören toplam 170 öğrenci ve 135 polis memuru olmak üzere toplam 305 katılımcı oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak, katılımcıların sosyodemografik bilgilerine yönelik sorulardan oluşan Demografik Bilgi Formu ve kadına yönelik aile içi şiddet konusunda bilgi ve tutumları ölçmek amacıyla yazarlar tarafından geliştirilmiş olan Aile İçi Şiddet Tutum Ölçeği ve kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, kadına yönelik aile içi şiddet konusunda bilgi ve tutumların, katılımcıların farklı eğitim veya çalışma alanlarından olmaları, aile içi şiddet konusunda eğitim almış olma ve/veya daha önce aile içi şiddet vakası ile karşılaşmış olma faktörleri ile ilişkili olduğunu ancak, sosyodemografik faktörler ile (örneğin; yaş, cinsiyet, uyruk ve medeni durum) ilişkili olmadığını ortaya koymuştur. 

Anahtar Kelimeler: aile içi şiddet konusunda bilgi ve tutumlar, polis memurları, Hukuk Fakültesi öğrencileri, Hemşirelik Bölümü öğrencileri, Psikoloji Bölümü öğrencileri.

Bakmak Ama Görmemek: Türkiye’de Kadın Yazarların Profili

 

 S. Elif Aksoy*                                                      Çimen Günay-Erkol**             

 Doğuş Üniversitesi                                                 Özyeğin Üniversitesi  

 Öz

Bu makale, edebiyat sosyolojisi alanına giren ve Türkiye’deki edebiyatçı kadınların profilini ortaya çıkartmayı amaçlayan bir araştırma projesinin ürünüdür. Kadın yazarların eğitim durumları, meslekleri, babalarının meslekleri, yapıt verdikleri türler ve bildikleri yabancı diller gibi kimi unsurlar ele alınarak bu verilerin yıllara dağılımı incelenmektedir. İstatistiksel veriler ve bunlara dayalı olarak yapılan niceliksel analizler toplumsal ve kültürel süreçleri tüm yönleriyle yansıtmasalar da, sözkonusu verilerin yıllara göre nasıl değiştiğini görmek “kadın edebiyatı” adıyla çerçevelenen ve fazla sorgulanmadan adeta bir kanon gibi kabul edilen yazınsal üretimin değerlendirilmesinde otomatikleşen kimi yargıların yeniden gözden geçirilmesi için gereklidir. İstatistiksel dağılımlar bir panorama çizmekle kalmaz, edebiyatın kurumsallaşması, metalaşması, nesilden nesile ve farklı kültürlere aktarımı gibi konulara ışık tutabilecek veriler de sunar. Örneğin, edebiyatçı kadınların doğum yeri ve ikamet yeri üzerine yapılacak karşılaştırmalar, ülkenin edebiyat merkezi olan şehirlerini belirlememize yardımcı olur. Edebiyatçı kadınların yapıt verdikleri türlerin dağılımı ve bu dağılımın yıllara göre gösterdiği değişim, edebiyattaki toplumsal cinsiyet dinamiklerini ve bu dinamiklerin tarihsel süreçteki gelişimini anlamamıza yardımcı olur. İstatistiksel verileri değerlendiren bu makale, edebiyatçı kadınların görünürlüğünü etkileyen unsurları tartışmaya açmakta ve edebiyat için gelenekselleşen bilginin sadece erkekler üzerinden türetilmesinin yanlışlığına değinmektedir.

Anahtar Kelimeler: Türk Edebiyatı, edebiyat sosyolojisi, kadın yazarlar.


* Yrd.Doç.Dr. S. Elif Aksoy, Doğuş Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Birimi, İstanbul-Türkiye. E-posta:  saksoy@dogus.edu.tr

Yrd.Doç.Dr. Çimen Günay-Erkol, Özyeğin Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, İstanbul Türkiye. E-posta: cimen.gunay@ozyegin.edu.tr

 

Looking Without Seeing: Profile of Women Authors in Turkey

  

S. Elif Aksoy                                                        Çimen Günay-Erkol

DoğuşUniversity                                                     Özyeğin University

Abstract

This article is a product of a research project which, within the scope of the sociology of literature, aims to unravel the profile of women writers in Turkey. Educational status of women writers, their occupation, their father’s occupation, the genres to which they contribute,their foreign language abilities etc. and the distribution of this data to years are examined. Albeit their shortcomings in giving a thorough understanding of social and cultural processes, quantitative analyses, nevertheless, can play a crucial role in problematizing the established judgements and often not well scrutinized assumptions which serve as the canon of the field which is framed as “women’s literature”. For instance, to see how certain statistical data has changed over the years, can shed light on previously neglected phenomena about the literary production of women writers. Statistical distributions not only provide a panorama but also give a perspective about the institutionalization and commodification of literature and its transfer to new generations and different cultures. For example, comparisons on place of birth and place of residence of women writers help us to identify the cities which are the country’s literary centers. The distribution of genres and the variation of this distribution over the years, help us to understand the dynamics of gender in literature and the historical development of these dynamics.This article evaluates statistical data, opens a discussion on the factors affecting the visibility of women’s literary tradition, and points to the inaccuracy of forming the established information on literature on a men-only basis.

Keywords: Turkish Literature, sociology of literature, women writers.

 

17. ve 18. Yüzyılda İstanbul ve Anadolu’da Çocuk Evlilikleri ve Erişkinlik Olgusu Üzerine Bir Değerlendirme

Yahya Araz[1]

Dokuz Eylül Üniversitesi

 Öz

Bu makale 17. ve 18. yüzyılda İstanbul ve Anadolu’da çocuk evliliklerini anlamaya çalışmaktadır. Çocuk evlilikleri Osmanlı İmparatorluğunun hakim olduğu bölgelerde yalnızca Müslümanlar arasında değil Hıristiyan ve Yahudiler arasında da yaygındı. Bu evlilikler aileleri ve akrabaları tarafından bebekler adına dahi düzenlenebiliyordu. Ancak hukuk sistemi evlilik sözleşmesinin düzenlenmesiyle bu evliliğin fiili olarak gerçekleştirilmesi arasında ayırım yapmaktaydı. Evliliğin fiili olarak gerçekleşmesi çiftler cinsel ilişkiye hazır hale gelinceye kadar ertelenmekteydi. Bir kız çocuğu ergenliğe ulaştıktan sonra babası ve büyükbabası tarafından kendisi adına düzenlenen evlilikler dışındaki evlilikleri iptal ettirme hakkına sahipti. Bu ergenlik tercihi özellikle kız çocukları için çok önemliydi. Çünkü erkekler ergenliğe ulaşır ulaşmaz eşlerini boşama hakkını elde ediyorlardı. Bu evlilikler Osmanlı toplumunda aileden ne anlaşıldığına dair önemli ipuçları sağladıkları için aile ve toplum yaşamından bağımsız düşünülemez. Bu makale bu olguyu iki kaynak üzerinden ele almaya çalışmaktadır: 17. ve 18. yüzyıla ait fetva mecmuaları ile aynı dönemin İstanbul’una ve birkaç Anadolu kentine ait mahkeme kayıtları.

Anahtar Kelimeler: çocuk evliliği, kız çocuklar, Osmanlı ailesi, fiziksel olgunluk, erişkinlik, ergenlik tercihi.

[1] Yrd. Doç. Dr. Yahya Araz, Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, İzmir-Türkiye. E-posta: yahya.araz@deu.edu.tr

 

 

An Evaluation on Child Marriages and Phenomenon of Puberty in 17th and 18th centuries Istanbul and Anatolia

 

Yahya Araz, Dokuz Eylül University

Abstract

This article tries to understand “child marriages” in the 17th and 18th centuries Ottoman society. Child marriages were common in the regions dominated by the Ottoman Empire not only among the Muslism but also among the Christians and Jews. These marriages could be arranged by their families or relatives who were responsible from them even on behalf of infants. But legal system had made a distinction between arranging the marriage contract and its actual consummation. The actual consummation of the marriage was postponed until both partners were ready for sexual intercourse. A little girl had the right to refuse a marriage at the moment when she reaches puberty that had been arranged by her families and relatives other than her father or paternal grandfather. This right of option of puberty was very important especially for girls. Because boys had the right to divorce their wives as soon as they reached the puberty. These marriages can not be considered independent of Ottoman society and family life, since they provide important clues on what was understood from the family in Ottoman society. This article attempted to handle this phenomenon through two sources; the “fatwas” from the 17th and 18th centuries and court records of several Anatolian cities and Istanbul at the same period.

Keywords: child marriage, girls, Ottoman family, physical maturity, puberty, option of puberty.

 

Kadın Çalışmaları ile ilgili Etkinlikler, Notlar ve Raporlar/ Activities, Notes, and Reports on Women’s Studies

 

Feminist Atölye Nedir? Ne yapar? Nasıl Yapar?

 

Feminist Atölye Nedir?

 

·       Feminist Atölye, başta kadınlar olmak üzere, “erkek egemen” sistem tarafından ezilen, sömürülen, ikincil konuma düşürülen ve ötelenen tüm bireylere karşı yapılan her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması için mücadele veren aktivist bir gruptur.

·       Feminizmi “erkek düşmanlığı” olarak kabul eden kalıplaşmış düşüncelere karşı dururken, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin bir demokrasi mücadelesi olduğunu anlatmaya çalışır.

·       Kadınları ve LGBT bireyleri baskıyla ya da içselleştirme yoluyla hayatın sınırlarına doğru iten “erkek egemen” iktidar kalıplarına karşıdır.

·       Farklılıkların bir üstünlük ve tahakküm kurma aracı olmadığını kabul eden bir feminist anlayışla hareket eden Feminist Atölye, kadınlara özgürlük yolunu açmak için uğraşırken, aslında hedefine tüm insanların özgürlüğünü yerleştirir.

 

Feminist Atölye’de Örgütlenme Pratiği

 

Feminist Atölye,  anti-hiyerarşik bir örgütleme çerçevesinde faaliyet gösterip, feminist mücadeleye katkı koymak isteyen aktivistlerin kendi istek ve iradeleri bünyesinde şekillenen, eylemlilik ve üretim alanları yaratır.

            Feminist Atölye toplumsal cinsiyet eşitsizliğini üreten ataerkil sistem ile mücadele ederken birçok değeri de göz önünde tutar. Karşı mücadele yürütülen konular içerisinde; özellikle kadınlara ve LGBT bireylere yönelik her türlü şiddetin yaşanmasına da zemin hazırlayan militarizm, ekolojik dengenin bozulması, medyada vuku bulan cinsiyetçi yayınlar, neo- liberal politikalar, homofobi, bifobi ve transfobi sayılabilir. Bu alanların sınırlı sayıda olmayıp, toplumsal koşullara bağlı olarak, zaman içerisinde dönüşüme uğrayabilecek nitelikte olduğu söylenebilir.

·       Feminist Atölye ataerkil sistem tarafından kurgulanan “erkeklik” hallerinin politik olarak üretildiğini, diğer bir anlatımla insan doğasından kaynaklandığı iddia edilen biyolojik cinsiyete dair özelliklerin toplumsal

 

cinsiyet kurgusunu açıklamak için yeterli olmadığını düşünür. “Özel olan politiktir” ilkesinden hareketle gerek ev içindeki gerekse kişisel ilişkiler bağlamında yaşanan cinsiyetler arasındaki eşitsizliklerin temelinde, ciddi şekilde üretilen politik duruşların olduğu ortadadır. Bu sebeple kadının ev içi emeğinin görünmez kılınması, kadınlara ve LGBT bireylere yönelik şiddetin yaşanması ve buna benzer ayrımcılık içeren söylem ve eylemlerin var olmasının temelinde ataerkil sistemin ürettiğini politikalar vardır. Feminist Atölye yapılan tespitler ışığında, şekillenecek olan mücadele alanının önemli yapı taşlarından birinin, toplumda farkındalık yaratacak politikaların üretilmesi ve bunların örgütlenmesi olduğunun bilincindedir.

·       Yaşanan sorunların çözümüne yönelik üretilen bilgiye erişim bir insan hakkıdır. Herkesin, hiçbir ayrım gözetmeksizin, maruz kalınan haksızlıklara karşı hak arama yollarını kullanmasına ilişkin bilgi edinme hakkı vardır. Özellikle kadınlara ve LGBT bireylere yönelik şiddete karşı, bireylerin mağduriyetlerini gidermek için başvurabilecekleri gerekli yasal düzenlemelere dair bilgilendirme çalışmaları yapılması gerekir. Söz konusu amaca hizmet edebilecek; kadınların ve LGBT bireylerin insan haklarına ilişkin eğitim çalışmaları, eylem organizasyonları, film gösterimleri ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin irdelendiği paneller düzenlemek faaliyetlerimiz arasındadır. Ayrıca Kuzey Kıbrıs’ta henüz var olmayan bir sığınma evine yönelik çalışmalar yapmak da önceliklerimiz arasındadır.

·       Militarizmin sadece ordular tarafından değil, milli tarih ve milli güvenlik dersleri başta olmak üzere eğitim sistemi tarafından da üretildiğini düşünüyoruz. Eğitimde kullanılan ders kitaplarının ve benzeri materyallerin bu hususlar dikkate alınarak hazırlanması gerektiğine inanıyoruz. Ülke vatandaşı olan erkeklerin zorunlu askerlik hizmetine tabi tutulması gerekliliğinin ortadan kaldırılması için mücadele ediyoruz. Taciz ve tecavüz gibi cinsel şiddet içeren öğelerin “ırz, namus, geleneksel âhlak” kalıpları içerisinde değil, bireyin bedenine uygulanan bir tahakküm biçimi olarak algılanması gerektiğini vurguluyoruz. Özellikle savaş dönemlerinde kadınlara uygulanan söz konusu eylemlerin altında, kadın bedeninin vatan toprağı olarak tahayyül edilmesi anlayışının yattığını açıktır. Yaşanan tecavüz cinsel ihtiyacın giderilmesi üzerinden açıklanamaz. Tecavüz aslında özellikle kadınlar ve LGBT bireyler üzerinde – erkekler de tecavüz mağduru olabiliyor- kurulmak istenen güç ve denetim istencinden kaynaklanıyor.

·       İnsan ve doğa arasında bir hiyerarşinin olmadığına inanıyor, diğer bir anlatımla doğanın insana tabi bir şekilde anlamlandırılmasına karşı çıkıyoruz. Bu yönde yaratılacak mücadelenin ekolojist değerler çerçevesinde şekillenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Doğa üzerinde, insanlar tarafından kurulacak hegemonyanın, ataerkil sistem içerisinde üretilen eşitsiz ve erkek egemenliğine dayalı düzenden hiçbir farkı yoktur. İçinde yaşadığımız kapitalist sistemin çeşitli araçlar ile hayatlarımızı şekillendirdiği, özellikle medya aracılığıyla belli stereotipler yarattığını gözlemliyoruz. Medya tüketimi arttırmak için kadın bedenini kullanarak, onu nesneleştiriyor. Buna ek olarak kadını ev içindeki işlerden sorumlu bireyler oralar gösterip, bir bakıma kadın ve erkeğin kendini var edebileceği mekânları da kurguluyor. Kadının ev içinde yaptığı işler onun toplumsal cinsiyet rolleri gereği gibi aktarılıyor. Tabi ki bahsedilen husus sadece medya tarafından değil eğitim kurumu aracılığıyla da yeniden üretiliyor. Okullarda okutulan ders kitapları kadınlık – erkeklik hallerini anlatırken kadını yemek, temizlik yapan, örgü ören anne pozisyonda resmederken, erkeği işten eve gelen baba olarak resmetmektedir. Bu bakımdan hem kurgulanan toplumsal cinsiyet rolleri pekiştirilmekte hem de heteroseksüel cinsellik/cinsel pratik, “olması gereken”, “normal” olarak aktarılıyor. Feminist Atölye olarak eğitim politikalarının, ataerkil sistemi yeniden üreten değil, bu yapıyı sorgulamaya fırsat tanıyan nitelikte olmasını istiyoruz.

·       Siyasi ve mesleki alanlarda kurulan karar alma mekanizmalarında kadınlar ve LGBT bireyler gibi, azınlıklar ve engelliler de yeteri kadar temsil edilmiyor. Bu sebeple toplum içerisinde ayrıcalıklı konumda olmayan gruplara temsiliyet hakkı sunan, kota uygulamasını önemsiyor,  minimum düzeyde %30 kota uygulamasının hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tabi ki bahsedilen oran en alt düzeyi temsil etmekte, daha yüksek oranların varlığı eşitsizliği gidermekte önemli adımların atılmasına fırsat tanıyacak niteliktedir. Genel kanının aksine kota uygulaması herhangi bir eşitsizliği doğuran nitelikte değildir. Aksine kota uygulamaları var olan bir eşitsizliği, gerekli şartlar sağlanana kadar en aza indirmeyi hedefliyor. Bu alanda faaliyet gösterirken aynı yolda yürüdüğümüz, feminist mücadeleyi önemseyen tüm örgüt ve bireylerle dayanışma içinde olmak, ilerlemeye çalıştığımız yolu aydınlatmaya yardımcı olan ilkelerimiz arasındadır.

·       Kuzey Kıbrıs’ta var olan insan ticareti hususu da gözden kaçırılmaması gereken noktalarda birini teşkil ediyor. Feminist Atölye gece kulübü diye isimlendirilen mekânlarda aslında kadın ticareti yapıldığını, kadınların adeta bir mal gibi satıldığını biliyor. Bahsi geçen kadınlar ülkelerindeki ekonomik şartlar dolayısıyla bedenini satmak zorunda bırakılmakta, Kıbrıs’a geldiklerinden itibaren ellerinden pasaportları alınıp borçlandırıldıkları için istedikleri zaman ülkelerine dönememektedir. Kısacası hareket özgürlüğü

 

 

olmayan köleler haline getiriliyorlar. Bu alanda devletin iki yüzlü uygulamalarına karşılık kadınların şikâyette bulunabilecekleri adli imkânlar

 

bulunmamaktadır. Devlet bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin de desteği ile kadın ticaretine karşı mücadele edilecek mekanizmalar kurabilir. Bu yönde yürütülecek her türlü çalışma Feminist Atölye’nin bir diğer öncelikli gündemidir.

 

Aslı Murat

Avukat

Feminist Atölye Aktivisti

Lefkoşa-Kuzey Kıbrıs

E-posta: asomurat@hotmail.com